Eğitim Eğmekten Gelirse Nereye Gider
3 ay önce
3 ay önce

Eğitim Eğmekten Gelirse Nereye Gider?

“Eğitim”in Kökeni

Eğitimin İngilizcedeki karşılığı education kelimesinin kökü leadout yani dışa çıkarmak, birini dışa döndürmek anlamına gelir. Türkçede ise eğitim eğmek fiilinden gelir. Yine de bu, Türkiye dışındaki diğer her yerde mükemmel bir eğitim sistemi olduğu anlamına gelmez. Nereye giderseniz gidin çoğu eğitim sisteminin temelde aynı olduğu görebilirsiniz. En tepede matematik ve diller sonrasında insani bilimler ve en altta sanat. Hatta sanat dahilinde de bir hiyerarşi olduğu görülür. Resim ve müziğe daha çok önem verilir. Bunların hepsi çok önemli elbette ancak yeterli değil. Bu kadar dar bir müfredatta bir çocuk kendini bulamaz, tanıyamaz, keşfedemez. Peki, beş yıl sonrasında bile neler olacağı tam olarak tahmin edilemeyen dünyada bu kadar belirsiz bir gelecek için biz nasıl eğitiliyoruz, nasıl eğitilmeliyiz?

Eğitim Acı Veriyor, Kurtarın!

Okul; dört duvar içerisinde tutulduğumuz, etrafı büyük duvarlarla çevrili, belli aralıklarla bahçesine çıkılabilen, koridorlarında nöbetçiler olan, sorgulama hakkımızın az olduğu ve çıkarken çok mutlu olduğumuz eğitim kurumu! Son saatte sınıfta bir hareketlilik olduğunda öğretmenin buna şaşırdığına çoğumuz şahit olmuşuzdur. Son saatte yorgunluğun getirmiş olduğu bir hareketsizlik bekler çünkü. Ama aslında o hareketsizlik ilk saatlerde vardır. Son saatte okuldan çıkacağını bilmenin getirdiği bir enerji, mutluluk vardır. Buna şaşılması, şaşırtıcıdır. Bunun yanında okulların tamamen ortadan kaldırılması fikri pek akla yatan bir fikir değil. Ancak okul kültüründe en baştan, temelden bir dönüşüm şart

 Özgüvenimizi Geri İstiyoruz!

Toplumumuzun en önemli eksiklerinden biri de özgüven eksikliği değil midir? Kendimize inanmıyoruz korkuyor, korkuyor ve yine korkuyoruz. Peki bu nasıl oldu? Küçüklüğünde hatta daha sonraları bile diğer insanlarla kıyaslanmayanımız pek azdır. Ebeveynlerimiz tarafından komşunun çocuğu hatta diğer kardeşlerle bile kıyaslandığımız olmuştur. Ve ailemiz sürekli dayatmalarda bulunurdu maalesef ilkokula başlayınca da bu kutsal görevi(!) öğretmenlerimiz üstlendi. Sanki hepimiz aynı şeyleri başarmak zorundaymışız gibi. Güzel yazı yazamadığı için bin bir emekle hazırladığı ödevler kontrol edilmeye değer görülmemiş biri olarak itiraf etmeliyim ki gözlerimin içine baka baka söylenen o cümleler işe yaramadı. Ama hala yazmaya korkan bunun yerine yazdığını konuşarak sunmayı tercih eden biriyim. Ve kim ne derse desin ben de öğretmenim gibi içerik nasıl olursa olsun yazdığım hiçbir şeyi beğenmiyor, korkuyor, korkuyorum.

Yeteneklerimize değil kusurlarımıza odaklandı herkes. Onları yüzümüze vurmak, eksik olduğumuzu hissettirmek pek hoşlarına gitti sanıyorum. Bugün ise bunu en iyi yapan sosyal medyadan başka bir şey değil. Sürekli bizlere bir şeyler pazarlamak adına kusurlarımız, yetersizliklerimiz yüzümüze vuruldu. Bizler de bu açıklarımızı kapatmak için belki de ihtiyacımız olmayan birçok makyaj malzemesi, kıyafet vs. aldık. Ama bir süre sonra bunlar da tatmin etmemeye başlayınca özgüvenimiz daha da düştü. Bu sefer de yine ticari amaçlı ve birbirinin aynısı kişisel gelişim kitapları piyasaya sürüldü. Ama ne yazık ki onların da etkisi pek kısa sürdü. Ancak bizim ağrı kesiciye değil ameliyat olmaya ihtiyacımız var.

Okullarda en başta bu tür özgüven kırıcı uygulamalara son verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir kişi kendini diğeri ile kıyaslamaya kalkmasın, yıllar önce ona yapılanı bu defa kendine yapmak zorunda kalmasın. Çünkü birinin yapabildiği diğerinin yapamadığıdır. Bunun bilincine varmalı ilk önce. Ama bizim bugünkü eğitim sisteminde herkes farklı koşullarda olmasına rağmen aynı dersleri aynı yöntemlerle yapmak zorunda. Ve aynı sınava girmek zorunda. Halbuki ülkemizde zengini, yoksulu, inananı, inanmayanı, farklı birçok kesim barınmakta. Gelin görün ki tüm bu birbirinden farklı olan insanlardan süreç nasıl olursa olsun aynı sonuca ulaşmaları isteniyor. İşte bu tür süreçlerde öğrenciler diğer arkadaşlarının sahip olduğu imkanlara bakıp onlarla çok farklı şartlarda olduğunu görünce ciddi anlamda bir özgüven problemi ile karşı karşıya kalır.

Başka bir husus ise şu ki; her zaman başarı odaklı düşünülüp hata yapmanın bizlere çok korkunç bir şey olarak gösterilmeye çalışılması. Halbuki özgüveni olan bir insan başarısız olmaktan korkmaz aksine bu başarısızlık sürecinde ne öğrenmiş olduğuna bakar ve bu öğrendiklerini atacağı yeni adımda kullanmasını çok iyi bilir. Denemekten korkmaz ve kendini diğer insanlara ispatlamaya da çalışmaz çünkü zaten kendinin farkındadır. Başarı ise iyi bir üniversite kazanmak, derece yapmak veya bir deneme sınavında yaptığınız netlere göre belirleniyor. Peki, bir insan sınavda derece yapmış olmasına rağmen yurt dışındaki bir üniversiteye gidip on dakikalık bir sunum yapmaya niye korkar, kendini niye küçük bir topluluğa bile ifade etmeye çekinir? Oysa bu insanlar mevcut ölçütlere göre çok başarılı insanlar ama bir şey eksik; “özgüven”.

Bilgi artık her yerde; telefonda, tablette, bilgisayarda vs. Böyle bir dönemde bizlere artık bu tür değerlerin kazandırılması gerektiğini düşünüyorum hata yapmanın, başarısız olmanın korkunç şeyler olmadığı aksine öğrenme yolunda çok etkili olduğu belirtilmelidir çünkü insan hata yapmadan doğruyu öğrenemez. Şunu da belirtmek gerekir mükemmel diye bir şey yoktur.

Yapay Zeka Korkutmamalı Doğru Kullanılmalı!

Yapay zeka doğru kullanıldığında başarıyı yakalamak oldukça kolay Ancak şunu da biliyoruz bunun kazandırılması için bireyselleştirilmiş eğitim gerekiyor. Ve görüyoruz ki bugünkü sınıf modelinde bu biraz zor. Ancak öğretmenlerin insansı robot asistanları olması hiç de fena bir fikir değil. Almanya’da İngiliz Dili ve Edebiyatı Profesörü Jürgen Handke bunu ilk deneyenlerden. Hatta uluslararası arenada da bir öncü. Asistanı sınıfta teknik bilgileri verirken kendisi de öğrencilerle bire bir etkileşim halinde. Öğretmen merkezli eğitimin modasının geçtiğini artık hemen herkes farkında. Bu şekilde bir eğitim öğretmenlik mesleğini bitirmez aksine eğitimciler hak ettiği yere gelebilir. Öğretmen ilham verici olmalı, yönlendirici, öğrencinin yeteneklerini keşfetmede ona birinci dereceden yardım eden olmalı bu da etkileşime dayalı modern eğitim sayesinde başarılabilir.

Her ne kadar dijital eğitim faydasından söz etsek bile bugünkü Türkiye şartlarında buna uzağız. Dar vakitte yetişmesi gereken geniş bir müfredat, sınıfların kalabalık oluşu gibi nedenler hem öğretmeni hem de öğrenciyi zor durumda bırakıyor. Hemen hemen hiç kimse kendini tam anlamıyla tanıyamıyor, yeteneklerini göremiyor sadece kusurlarına bakıp kendini diğerleri ile kıyaslıyor. Çok az kişi bunun üstesinden gelebiliyor. Geri kalan herkes kendini eksik ve çok yetersiz hissediyor. Bu da tabi ki mutsuzluk getiriyor. Kendini mutsuz hisseden bireylerin bu noktada yaşadıkları duyguları kabullenerek psikolojik danışmanlara başvurmaları ve danışmanlık hizmeti almaları eğitim zayiatı olmalarının önüne geçebilir diye düşünüyorum.

 

Psikolojik Danışman Gökberk ÜSTÜNER

Paylaşın

En Çok Okunanlar
2020 • Yasamyollari.com © • Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek şartıyla tüm içerikleri kullanabilirsiniz.